İmamoğlu’ndan Erdoğan’a zor sorular

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Ekrem İmamoğlu, seçime bir gün kala, Arnavutköy Hadımköy’de vatandaşlarla buluştu.

Ayasofya Caddesi üzerinde gerçekleştirilen buluşmada İmamoğlu’na, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi ve Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel de eşlik etti.

Ellerindeki Türk bayraklarıyla alanı dolduran vatandaşlara konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:

“SAYIN CUMHURBAŞKANI, EKONOMİYİ NASIL DÜZELTECEKMİŞ? 

“Yarın, çok önemli ve tarihi bir seçime gidiyoruz. Ama bu kadar tarihi bir seçime giderken, hala anlayamadığımız bir şeyler var. Mesela; Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı, ekonomiyi nasıl düzeltecekmiş? Anlayabildiniz mi? Yani bu süreçte ekonomiyi nasıl düzelteceğini sizlerle konuştu mu?

Peki, pazartesi sabahından itibaren bu memleketin belki de maliyetlerini en çok arttıran dövizi nasıl düşüşe geçirecek? Türk lirası nasıl değer kazanacak? Fiyatların nasıl normalleşeceğini, nasıl düşeceğini anlayabildiniz mi?

Peki ne yapacak da işsizlik düşecek? Ne yapacak da bu memlekette insanların gelirleri artacak? Ne yapacak da bu ülkenin her yerindeki bu fahiş kira rakamları düşecek? Anlayabildiniz mi?

Ne yapacak da bu memleketteki en derin sorunlardan birisi olan sığınmacı sorunu, pazartesinden itibaren çözüme kavuşacak? Anlayabildiniz mi?

Bir şey daha sorayım. Mesela bir sürpriz yaparak çok önemli, çok liyakatli kimi ekonominin başına getirecek? Acaba ekonominin başına getireceği başka bir akrabası kaldı mı? Ya da çok yakın bir arkadaşı kaldı mı?

Belki Körfez ülkelerinden bir ekonomist getirebilir. Belki ekonominin yönetimini de Körfez ülkelerinden birisine bırakabilir.

“MÜLTECİ SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ KONUŞTU MU?”

Aylardır konuşuyoruz. Güzel ablalarım da dinliyor buradan. Vicdanı olan herkesin beni iyi dinlemesini istiyorum. Allah aşkına, mülteci sorununun çözümünü mü konuştu ya da belki de üç aydır ülkemizdeki sığınmacıları mı övdü?

Pazartesi sabahından itibaren bu ülkede, Türkiye’de, sığınmacıların, kaçak göçmenlerin, Suriyelilerin yol açtığı sorunlardan, bu ülkenin onun iktidarında kurtulacağına inanıyor musunuz?

Veya burada pırlanta gibi çocuklarımız, gençlerimiz var. Örneğin; eğitimden bu ülkenin yüzde 86’sı mutsuz. İstanbul’da biz araştırma yaptık. Ama çocuğu ilkokula gitsin ama çocuğu orta okula gitsin ama çocuğu liseye gitsin ama üniversiteye gitsin. Bu ülkede, ‘Ben eğitim düzeninden, eğitim sisteminden mutlu değilim’ diyenlerin oranı yüzde 86.

Peki, pazartesinden itibaren eğitim düzenini bunların düzelteceğine, nasıl bir sistem getireceğine bir kanaatiniz oluştu mu? Öğretmenlere, çocuklara, ailelerine, ülkenin geleceğine büyük zarar verdiler.

Ne yapacaklar da mesela üniversitelerdeki öğrencilerimizin sorunları bitecek. Ne yapacaklar da üniversitelerin, öğrencilerin, yurt ve barınma ihtiyaçlarını çözecekler? Ne yapacaklar da sınav kitapçığı bile alamayan, liseye giden gençlerimizin o sorunlarını çözecekler?

Pazartesinden itibaren, eğitimle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Erdoğan’ın ne düşündüğü hakkında bir bilginiz var mı?

“BU BİR AVUÇ İNSANIN İKTİDARINDA HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK”

Pazartesinden itibaren bunların, bu bir avuç insanın iktidarında hiçbir şey değişmeyecek. Yıllardır ne yapıyorlarsa, aynen devam edecekler. Zaten bunun için oy istiyor. Yarın sandıktan çıkarsa, yaşadığımız sorunlara yol açan ne varsa, aynen devam edecekler. ‘Böyle gelmiş, böyle gider’ diyecekler.

Ama biz, ‘Böyle gelmiş, böyle gider’ diyemeyeceğimiz noktadayız. Hep birlikte uçurumun kenarına dayandığımızı bilin. Ben, Ekrem İmamoğlu olarak, sizlere bütün bu gerçekleri anlatmakla yükümlüyüm.

Böyle gidersek, hep birlikte düşeceğiz. Böyle gidersek, milletçe hep birlikte çok ağır bedeller ödeyeceğiz. Tamamen bir kişiye göre tasarlanmış bu sistem, bu seçimli sultanlık ve bu sistem, bu rejim iflas etmiştir; bunu bilelim.

O bakımdan, böyle devam ederse, Türkiye, yıllarca bunun bedelini öder, belini düzeltmekte zorlanır. Böyle devam ederse, bakın söyleyeyim, yalnız döviz değil, -bu ülkede döviz bile karaborsaya düştü- yalnız döviz değil, bu ülkede her şey karaborsaya düşer. Bir avuç karaborsacı kazanmaya devam eder. Ülkenin devlet bankaları bile karaborsadan, arka kapıdan döviz satın alıyor.

Milletçe yokluğun, yoksulluğun acılarını yaşarız. Dövizde, kiralarda, fiyatlardaki artışın nerede duracağını artık hiç kimse bilmeyecek. Bilemez. İflaslar ve kepenk kapatmalar, bu ülke ekonomisini felç edecek duruma getirir. Ben bu gerçekleri size anlatıyorum.

“MİLLETİN YARISINI ‘TERÖRİST’ İLAN ETMEYE DAYALI BİR ANLAYIŞLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

Bu sürecin, bu iktidarın; tarihe geçecek kadar yalan, iftira, kumpas, şantaj ve montaj siyaseti devam ederse, toplumda gerilim ve huzursuzluk olur. Milletin yarısını ‘terörist’ ilan etmeye dayalı bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu ülkeye kardeşliği değil, insanları birbirine kötülemeye kötületmeye ve iftira atmaya dayalı bir anlayışla karşı karşıyayız.

Söyleyeyim; ‘2023 hedefleri’ dediler. 10 sene önce dediler. 2017 referandumunda, ‘Türkiye’ye uçacak bu sistemle 2018’de’ dediler. Seçimde bir sürü söz verdiler. Enflasyon, kişi başı gelir… Bir tanesini bile tutamadılar.

Bugün, 5 sene öncesine göre, neredeyse yüzde 50 daha fakiriz. Cebimizdeki 10 lira, 5 lira değerine düştü. Çok daha güçsüz, çok daha adaletsiz, çok daha demokrasiden uzak bir ülkeyiz. Eğer bu iktidar devam ederse, bakın 5 yıl sonra değil, sadece 5 ay sonra bu ülkede çok daha ağır şartlarda olacağımızı herkes bilsin.

Bu seçim; bir fanatizm, bir particilik, bir partizanlık seçimi değildir. Bu süreçten sonra, bu gelen bu kötülüğe karşı, hepimiz kendimizi, ailemizi, milletimizi ve devletimizi korumakla yükümlüyüz.

Bu iktidarın size fakirlikten başka vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu böyle devam ederse, tek ittifak yapılacak. Bu ittifakın adı; ‘fakirlik ittifakı’ olacak. Hep birlikte, bu sürece karşı ülkemizi korumak zorundayız.

Hep birlikte bu çocuklarımızın geleceğini korumak zorundayız. Hep birlikte bu gençlerin geleceğini korumak zorundayız. Gelin hep birlikte milletimizi korumaya çalışalım.

“BU TOPRAKLARIN VATANDAŞLIĞI SATILACAK BİR VATANDAŞLIK DEĞİLDİR”

Ekonomimiz tehdit altında. Demokrasimiz tehdit altında. Bu tehdidi; daha az demokrasi isteyerek, daha az kardeşlik talep ederek, daha az adalet arzulayarak, daha az hukuk devleti olarak ortadan kaldıramayız.

Bize, hava ve su gibi demokrasi, adalet, hukuk, kardeşlik, birlik, beraberlik, dostluk, samimiyet her zamankinden daha fazla lazım. Bu tehdidi huzur isteyerek, hukuk isteyerek, refah isteyerek, demokrasiyi isteyerek yapabiliriz. Ancak öyle başarabiliriz.

Bu mücadelede, her bir vatandaşımızın bu ülkeye tam aidiyeti, her bir vatandaşımızın kendini ev sahibi gibi hissettiği, kiracı gibi değil, kendini öteki hissetmediği, kendisini her bir vatandaşımız eşit, onurlu bir sahibi, eşit hissedarları olarak hissetsin diye mücadele veriyoruz.

Birilerinin, ha bire vatandaşlarımıza kiracı muamelesi yapmasına karşıyız. Bu ülkede vatandaşlığın parayla satılmasına karşıyız. Bu ülkeden yabancı ülkelerden insanlar ev alabilir, gayrimenkul olabilir. Gelsinler. Bu ülkeye yatırım yapsınlar. Bunda hiçbir sorun yok.

Ama bu milletin kan döktüğü, şehit verdiği, bu milletin Çanakkale’den bu yana yoğun mücadeleler verdiği bu toprakların vatandaşlığı, öyle 250 bin dolara, 400 bin dolara satılacak bir vatandaşlık değildir. Bu milletin vatandaşlığı, asil vatandaşlıktır. Buna karşıyız.

“BU KÖTÜ GİDİŞE KARŞI HEP BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM”

Onun için, gelin bu sürece karşı, bu kötü gidişe karşı hep birlikte mücadele edelim. Hem ülkemizi hem güzelim İstanbul’umuzu bu kötülükten koruyalım. Bunların İstanbul’a da çok büyük kötülükleri oldu. Olmaya da devam ediyor. Bunu, asla gözlerini kırpmadan, rant uğruna yapmaya da devam edecekler.

Şimdiden yolunu yapmaya başladılar. Seçimi kazanırlarsa, Ekrem İmamoğlu’nu o uyduruk gerekçelerle mahkum ettirip, İstanbul’da yeniden israf düzenini kurmayı hayal ediyorlar. Bakın bu kadar net.

Seçimi kazanıp, bir beton kanal hikayesiyle, bu şehrin ve bu ülkenin başına bela etmeye çalışıyorlar. Bakın bunların derdi, deprem değil. Bunların derdi, kentsel dönüşüm değil. Bunların derdi, fakir-fukara değil.  Bunların derdi; bir avuç insanın aldığı arsalara, Körfez ülkelerinden gelen yatırımcıların aldığı arsalara para kazandırmak. Başka dertleri yok bunların.

“SEÇİMİ KAZANIP, BU ŞEHRİ TALAN ETMEYE HAZIRLANIYORLAR”

Bakın; biz ne yaptık? Bu güzel cennet İstanbul’da, 4 yılda, aykırı hiçbir şey yapılmasına müsaade etmedik. İşgalleri yıktık. İnsanların kentsel dönüşüm sürecine mücadele verdik. Tek bir yeşil alanına zarar vermedik. Milyonlarca yeşil alanı, İstanbulluların hizmetine sunduk. 73 tane kreşi hizmete açtık. 5000 öğrencilik yurtları hizmete açtık.

Hep faydalı işlerin peşinde koştuk. Başka bir şey yapmadık. Yoksulluğun, terörün derinleştiği yerde, 4 yaşına kadar çocuğu olan 500 bin annenin cebine, kart koyduk; ki onlar İstanbul’u rahatça, özgürce dolaşabilsinler diye. Sosyal yardımları 5 katına çıkarttık, bu zor günlerde insanlarımızın yaralarına, sıkıntılarına bir nebze yardımcı olalım diye.

O bakımdan seçimi kazanıp, imar düzenleme yetkisini Ankara’ya alıp, bu şehri talan etmeye hazırlanıyorlar. Ben, buradan sesleniyorum. Bütün İstanbullu hemşehrilerime sesleniyorum.

Diyorum ki; İstanbul ve Türkiye’yi bu sıkıntılı süreçten kurtulmak için, bir oy ver. Aklınızla, vicdanınızla vereceğiniz bir oy, bu ülkenin, bu memleketin geleceğini, aydınlık bir geleceğe kavuşturacak.

“İÇİNE SİNMEYEN BİR KARAR VERİRSEN, ÖMÜR BOYU PİŞMANLIK DUYARSIN”

Yarın, hayatımızın en önemli kararlarından biri vereceğiz. Tarihi bir seçimde oy kullanacağız. biliyorsunuz değil mi. Tarihi seçimlerin önemli bir özelliği vardır. İçine sinmeyen, vicdanına uymayan bir karar verirsen, ömür boyu pişmanlık duyarsın.

Bunu görmezden geldiğin, bu sorunları önemsemediğin, bu sıkıntıları görmediğin yerde, yarın vicdan azabı çekersin. Ama bu gerçekleri görürsen ve ona dönük bir oy kullanırsan, senin ve sevdiklerinin hayatını değiştirirsin.

Eğer hata yaparsa birisi, yıllar sonra değil, birkaç ay sonra bile diyeceksiniz ki, ‘Ya bile bile ben bu hatayı nasıl yaptım?’ Ama iş işten geçmiş olur.

28 Mayıs, öyle bir seçimdir. Tarihi bir seçimdir. Çocuklarımızın geleceğinin bir seçimidir. Gençlerimizin geleceğinin bir seçimidir. Hiç kimsenin etkisi altında kalmada, vicdanınla, aklınla, kendi adaletinle, şerefinle, namusunla karar ver. Seçimlerden sonra yüzünü kara çıkartacak, sizi utandırmayacak bir tercih yapın. Pişman olmayacağınız bir karar verin.

“BU SEÇİM; İFTİRAYLA, MONTAJLA, YALANLA, DOLANLA TARİHE GEÇTİ”

Bu seçim, tarihe geçti. Neyle? İftirayla. Neyle? Montajla, yalanla, dolanla ne yazık ki. Bakın; tek dertleri vardı: Birilerini ‘terörist’ ilan etmek, Ekrem’e terörist demek, Kılıçdaroğlu’na terörist demek, Meral Hanım’a, Mansur Bey’e terörist demek. Ben size söyleyeyim. Yarın, öbür gün, ‘Ya ben de biliyordum Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu’nun terörle ilgilerinin olmadığını. Ama o günün şartlarında öyle icap etti’ diyeceksiniz.

Ama hiç kimse, bunu diyenleri mazur görmeyecek. Tarih, bu hatanın, bu aldatmanın içine düşenleri asla affetmez. Çocuklarınız bile size hak vermeyecek. ‘Anne, baba; bu hatayı nasıl yaptın’ diyecek. Çocuklarınız bile sizden hesap soracak. Yalana inanılmaz, iftiraya inanılmaz.

Ben buradan söylüyorum: Bu milletin yarısına, bana veya ilgisi olmayan insanlara iftira atanlarla, çamur atanlarla, milli duygularımı, inancımı ölçmeye kalkıp, bir oy için bile yalan konuşanlarla bu kardeşiniz, hayat bu mücadele edecek. Bu yalanı, bu iftirayı, bu büyük günahı işleyenlerden, Allah hesap soracak. Yaradan hesap soracak.

“YETER ARTIK BU MİLLETİN ÖDEDİĞİ BEDEL”

Yarın hepiniz, hep birlikte, içine sinen, vicdanıyla, aldanmadan, ömür boyu gururla savunacağınız bir oy kullanın. Pişmanlık duymayacağınız bir oy kullanın. Bir avuç insanı ne yapacağız biliyor musunuz? Bir avuç insanı evine yollayacağız, evine. Değişim, iyi kadro, güçlü bir ittifaka şans verin.

Değişimi zamanında gerçekleştirmezsek, bedeli ağır olur. Her geçen günün hesabı, faturası büyük olur. Bugün değişim zamanıdır. Yeter artık bu milletin ödediği bedel, yeter artık. Bu bedeli artık yalancılar, iftiracılar, beceriksizler, halkı unutup, israfa ve şatafata gömülenler ödesin. Ödetelim onlara. Evlerine yollayalım onları. Gelin birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz kazansın.

Yüzlerinizden, gözlerinizden, o gönüllerinizden güzel duyguları alıyorum. Birlik, beraberlik dualarınızı alıyorum. Hep birlikte yarın, güçlü ve kararlı bir şekilde sandığa gitmeye hazır mıyız? Sandıklarda görev almaya hazır mıyız?

Bir oya bile zeval gelmemesi için, gün boyu okullarda durmaya hazır mıyız? O güzel canım Türk bayraklarımızla, yarını demokrasi şölenine çevirmeye hazır mıyız?

Gelin; yarın çocuklarımız için, gençlerimiz için, kadınlarımız için, İstanbul için, Türkiye için, memleketimiz için, 86 milyon vatansever, ev sahibi, eşit vatandaşımız için seçimi kazanalım. Her şey çok güzel olsun.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir