Kılıçdaroğlu: ‘Ver’ dediğim garantilerin tamamına uyacağız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafında inşa edilen ‘Arnavutköy Yaşam Merkezi için yapılan açılış törenine katıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na çalışmalarından dolayı teşekkür eden Kılıçdaroğlu, “150 günde 150 proje” çalışmasına ilişkin, “Olur, 200 de 500 de 1.000 de olur. Çünkü İstanbul yıllarca ihmal edildi.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, kur korumalı mevduat hesapları için Hazine ve Merkez Bankası kasasından ödenen paralar için, “6 ayda bu mevduat sahiplerine ödediğiniz para 75 milyar 600 milyon TL. Bu Hazine’den para. Bir de Merkez Bankası’ndan çıkan para var. Topladığınızda 170 milyar TL’nin üstünde. Yani 170 milyar TL’yi, 85 milyondan topladığınız paraları bir avuç kişiye veriyorsunuz. Bu adalet midir, hak mıdır, hukuk mudur? Hayır, yok, biz bunu kabul etmiyoruz.” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“150 günde 150 proje. ‘Arkadaşlarım çalışıyorlar, belki yıl sonuna kadar 200 proje olur’ dedi. Olur, 200 de 500 de 1.000 de olur. Çünkü İstanbul yıllarca ihmal edildi. İstanbul, dünyanın en güzel kenti. Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir kent. Bir devasa, mega kent.

ELİNİ AYAĞINI İSTANBUL’DAN ÇEKSİN: Başkan, ‘Kente rant gözüyle bakmıyoruz’ dedi. Geçmişte kente rant gözüyle bakanlar, ‘Kupon araziler, benden sorulmadan kimseye verilemeyecek’ diyenler elini ayağını İstanbul’dan çeksin. İstanbul’a ve İstanbullulara, görkemli bir tarihi olan İstanbul olarak bakıyoruz. Belediye Başkanı’mız da öyle bakıyor.

“Oturacağız, konuşacağız, helalleşeceğiz, kucaklaşacağız, ayrışmayacağız”

Arnavutköy’den CHP az oy alıyor. Doğrudur. Ama kabahat Arnavutköylülerde değil ki bizde. Siz gidip Arnavutköy’de vatandaşın sofrasına oturdunuz mu; çayını, kahvesini içtiniz mi? Ankara’da oturduk, nutukları attık, ‘Arnavutköy bize oy versin’. E ‘Vermiyorum’ diyor, ‘gel arkadaş, bir soframa otur, halimi hatırımı sor, bir cenazem geldi ya bir başsağlığı dile bize’… Bunları yapmadık ama şimdi yapıyoruz. Geleceğiz, oturacağız, konuşacağız, helalleşeceğiz, kucaklaşacağız, ayrışmayacağız, beraber olacağız. Hak için, adalet için, hukuk için beraber olacağız.

Kütüphanenin adının Cemil Meriç olması son derece değerli. Bu da bizim hak edene değer verdiğimizi gösterir. Onun siyasi görüşüne değil, onun bizim edebiyatımıza, düşün tarihimize yaptığı katkı açısından hiçbir ayrım yapmadığımızı gösterir. Bu insanlar, bizim tarihimizin, edebiyatımızın, kültürümüzün bir parçası. Dolayısıyla ayrımcılık yapmak, ‘birileri bizden, öbürü değil’ diye ayırmak; artık bu olmayacak. Herkesi değerli bileceğiz ve o ölçüde kucaklayacağız.

Diğer belediye başkanlarını davet ediyoruz, onlar davete çoğu zaman icabet etmiyorlar. Ayrımcılık bu ülkeden artık silinmeli. Sayın Başkan’ım, siz üstünüze düşen görevi yapıyorsunuz ve yapmaya da devam edin. Bizim kültürümüzün, felsefemizin, inancımızın ne olduğunu onlar da artık öğrenmeliler. Biz; Yunus’un, Ahi Evran’ın, Mevlana’nın, Horasan erenlerinin felsefesinden geliyoruz. Biz, ayrımcılık yapmayız, kimseye kin tutmayız. Ayrımcılık yapmak, kin tutmak bize yakışmaz.

İstanbul’un yarattığı bütün değerlerden Arnavutköylülerin de yararlanması lazım. Çocuğu belki denize, plaja götürecek parası yok ama artık bundan sonra o çocuk buraya gelecek, yüzme öğrenecek. Burada kütüphaneye gidecek. Teknolojiyi öğrenecek, kültürünü geliştirecek. Arkadaşları ile beraber olacak; birlikte oynamanın, dayanışmanın ne kadar değerli olduğunu öğrenecek. Anne, evladını güven içinde getirecek, buradaki kreşe bırakacak. Çalışmak istiyorsa daha rahat çalışacak. Bir düğüne gitmek veya bir taziyeye gitmek isteyecek. ‘Çocuğumu nereye bırakayım’ diye düşündüğünde gelecek, Arnavutköy’de bu sosyal yaşam merkezine bırakacak.

Bizim, CHP’nin görevlerimizden birisi de bu ülkede fakir fukaranın hakkını korumaktır. Fakir fukaranın hakkını korursanız sosyal devlet olur. Herkesin karnının doyduğu, her evde huzurun, bereketin olduğu; hiçbir evde gelecek endişesinin olmadığı bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Biz, bu inşa olayını sadece CHP olarak değil, altı siyasi parti lideri bir araya gelerek yapmak istiyoruz. Sorun, bir parti sorunu değildir, Türkiye sorunudur. Ayrışan bir Türkiye istemiyoruz, kucaklaşan bir Türkiye istiyoruz. Bölünen, kavga eden, gruplaşan bir Türkiye değil, tam tersine beraber olan, kucaklaşan, helalleşen, varsa hataları ile yüzleşme cesareti gösteren bir Türkiye istiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz. Böyle bir Türkiye, altı liderin de ortak özlemidir.

“Sosyal devlet, fakirin fukaranın yanında duran devlet demektir”

Canımızı acıtan şudur; alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına olağanüstü kaynak transferi oluyor. Yani fakirden alıp zengine veriyorlar. Oysa dünyada varlıklılar fazla vergi öderler ve alt kesime, halka, fakire fukaraya daha fazla kaynak aktarılır. Sosyal devlet budur. Sosyal devlet, fakirin fukaranın yanında duran devlet demektir, onun sorunlarını çözen devlet demektir.

“6 ayda bu mevduat sahiplerine ödediğiniz para 75 milyar 600 milyon TL”

Eğer kur korumalı mevduat diye bir şey yapmışsanız, 6 ayda bu mevduat sahiplerine ödediğiniz para 75 milyar 600 milyon TL. Bu, Hazine’den para, bir de Merkez Bankası’ndan çıkan para var. Topladığınızda 170 milyar TL’nin üstünde. Yani 170 milyar TL’yi, 85 milyondan topladığınız paraları bir avuç kişiye veriyorsunuz. Bu, adalet midir, hak mıdır, hukuk mudur? Hayır, yok, biz bunu kabul etmiyoruz.

Döviz garantisi veriyorsunuz, Hazine garantisi veriyorsunuz ve dönüp diyorsunuz ki ‘sana 170 milyar TL’yi vereceğim 6 ayda ama 5 kuruş da vergi almayacağım’. Ama fakir, ekmek alırken vergi ödüyor. Çay içerken, simit alırken vergi ödüyor. E nasıl oluyor da 170 milyar TL’yi 6 ayda kazananlar 5 kuruş vergi ödemezler? Bu, adalet midir? Herkes elini vicdanına koyup ona göre düşünsün, herkes. ‘Adalet’ diyorsanız bir şey demem, ama benim adaletim öyle değil. Benim adaletim; bir avuç kişiye 170 milyar TL’yi vergisiz, kemiksiz veremezsin. Bunlar alın teri dahi dökmüyorlar.

“Sen baştan parayı kullanacaksın, sıfır faizle kullanacaksın”

Proje açıkladılar. ‘Herkes ev sahibi olsun.’ Eyvallah, başımın üstünde yeri var. Her fakirin fukaranın başını sokabileceği bir evi olsun, itirazım yok. Evi olsun, evinde huzuru olsun, rahat olsun. Ama kafamda bazı sorular var. Sormak zorundayım. Fakirin fukaranın hakkını korumak için sormak zorundayım. Parayı topluyorsun, gayet güzel. Herkes sıraya girdi, yatıyor, o da gayet güzel. Kurayı 6 ay sonra çekeceksin. Neden? Baştan kura çeksen, alacaksın sen baştan parayı kullanacaksın, sıfır faizle kullanacaksın. Üstelik fakirin fukaranın parasını kullanacaksın. Üstelik 5 kuruş faiz vermeyeceksin. ‘6 ay sonra kura çekeceğim.’ 6 ay sonra çıkmazsam ne olacak benim hakkım? Bu soruyu sormazsam fakirin, fukaranın hakkını korumamış olurum. Benim görevim, tüyü bitmemiş yetimin, fakirin, fukaranın hakkını korumaktır.

“Beton ormanları yaptılar, bir tane fakirin, fukaranın hakkını vermediler”

Ben, birileri gibi faizle geçinen birisi değilim. Birileri gibi devleti soyan, kul hakkı yiyen birisi değilim. Bu ülkeye temiz, ahlaklı siyaseti, vatandaşın yanında duran, fakirin, fukaranın hakkını koruyan bir siyaset inşa etmeye çalışıyorum. Söylediğim şuydu: Para topluyorsunuz, güzel, peki yarın müteahhit ‘ben yapmıyorum; demire, çimentoya zam geldi, ben bu işin içinden çıkamıyorum’ dese ne olacak? Fikirtepe’yi bilirsiniz. Fikirtepe’de gecekondular vardı. Oyların neredeyse tamamı AK Parti’ye çıkardı. ‘Kentsel dönüşüm yapalım’ dediler, yaptılar, fakiri fukarayı sürdüler, gökdelenleri diktiler. Fakire ne evde kaldı ne yurt. Onları savunmak yine bana kaldı. Ben, yine gittim oraya, yine o insanların hakkını savundum. ‘Neden bunu yaptınız’ dedim. Beton ormanları yaptılar, bir tane fakirin, fukaranın hakkını vermediler. Arsa sahibi, ev sahibi adam… Aynı tablonun yaşanmasını istemiyorum.

“Terk etmesinler, başladıkları işi bitirsinler”

Dedim ki; bu insanları ev sahibi yapmak mı istiyorsun, başımın üstünde yeri var. Düşük veya sıfır faizli mi ev yapmak istiyorsun, başımın üstüne. Peki yarın müteahhit demire, çimentoya zam geldi diye kaçarsa ne yapacaksın? Beşli Çete’ye garanti veriyorsun; dolar garantisi, faiz garantisi veriyorsun. Amerika’daki, Avrupa’daki enflasyonu da getirip bizim sırtımıza yıkıyorsun, Hazine garantisi veriyorsun. Ben sana demiyorum ki dolar garantisi ver. Sen, bu ihaleyi alacak müteahhitlere makul düzeyde kâr elde edecekleri şekilde gelir garantisi ver. Terk etmesinler, başladıkları işi bitirsinler.

“Akılları sıra onlar malı götürecek, Kılıçdaroğlu sesini çıkarmayacak”

Hemen havuz medyası, bir merkezden talimat alıyorlar; ‘Kılıçdaroğlu bunların ev sahibi olmasını istemiyor’. Akıl var, mantık var. Benim dediğimi anlamıyor musunuz siz? Fakir fukara ek bir yük ile karşılaşmadan, ek bir yükümlülük altına girmeden verin garantiyi, müteahhit alsın. Benim sözüme inanmayanlar, TOKİ’nin internet sitesine girsin. TOKİ ihale açtı, müteahhitlerin çoğu girmediler ihaleye. ‘Geleceğimizi göremiyoruz’ dediler. ‘Siz; demir, çimento ne olacak bunu biliyor musunuz?’ ‘Bilmiyoruz.’ ‘E ben nasıl gireceğim bu işe’ diyor. Bana inanmıyorsanız Türkiye Müteahhitler Birliği’ni çağırırsınız, bir de ona sorarsanız. Akılları sıra onlar malı götürecek, Kılıçdaroğlu sesini çıkarmayacak. Yemezler. Ben; fakirin, fukaranın, garibanın, dulun yanındayım. Bunu herkes böyle bilsin.

Sen para topluyorsun, ben de fakirin, fukaranın hakkını savunuyorum. Aramızda bu kadar fark var. Parayı topluyorsun, ama topladığın para fakir fukara için harcanacak, onların güvenceleri için harcanacak. Katkı yapılacaksa garantiyi vereceksin. Türk lirası garanti ver, ben sana itiraz etmiyorum. Hatta diyorum ki; iktidar değişecek, Allah’ın izniyle değiştireceğiz, Millet İttifakı iktidara gelecek, Türkiye’nin bütün sorunlarını ahlak, adalet temelli çözecek. O ‘ver’ dediğim garantilerin tamamına uyacağız ve aynı garantileri sürdüreceğiz. Böylece fakir fukara ev sahibi olacak.

Beşli çetelerden, gasp ettikleri mallar nasıl alınırmış, onu da hem Türkiye’ye hem dünyaya göstereceğiz. Birileri kul hakkı; fakirin, fukaranın hakkını yiyecek, Bay Kemal onu seyredecek. Yemezler. Kul hakkı yiyene diyeceğiz, ‘kusura bakma kardeşim’. Her şeyi adalet çerçevesinde yapacağız. Çünkü devletin dini adalettir. Adaletten sapmayacağız.” (ANKA)

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.